cialis online viagra bestellen kamagra jelly

GIDA360 EFE – tuz

tuz

Home / tuz
TuzB

geçmişten günümüze tuz

Bazı şeyler hayatımızda öyle çok, öyle doğal ve sürekli bir şekilde vardırlar ki, farkında olmak, hayatımızda ne denli önemli olduklarını anlamak pek güçtür. Tıpkı nefes almak, elimiz ile bir şeylere dokunmak, ayağımız ile yürümek gibi… İşte böyle, hayatımızın ve tarihin içinde her zaman olan bir şey de tuzdur… Öyle güçlüdür ki; Hz İsa İncil’de “Sen dünyanın tuzusun” diyerek kutsanmış ve yüceltilmiştir.

Homeros’tan, Yunus Emre’ye, Kuad-gu Bilig den Tevrat a kadar pek çok yerde, kutsal madde olarak bahsedilen tuz, şu karlı günlerde yolu açmaktan tutun, sabuna, suyun yumuşatılmasından tutun yemeğe kadar 14.000 ayrı kullanım biçimine sahiptir. Bakmayın siz bugün nazlı nazlı tuzluklarımızdan süzüldüğüne, gıdaların tuzlanarak korunabildiğinin fark edilmesi ile başlayan serüveni, tarihi değiştirmiş, tarihler yazmış ve üstüne çok kan dökülmüş bir baharat haline getirmiştir onu. Yiyecekleri saklamayı öğrenen insanoğlu artık avcılıktan, toplayıcılığa geçmeye hazırdır. Ve tuzun önlenemez yükselişi başlamıştır.

Hatta bugün İngilizce’ye geçen salary kelimesi Latince tuz anlamına gelen sal kelimesinden geliyor, Habeşistan’da para yerine tuz blokları kullanılıyor, Roma da askerler maaşlarını tuz ile alıyorlardı. Hatta Roma pek çok yeni yolu sadece tuzu iç bölgelere taşımak için yapmıştı. Roma’yı Adriyatik denizine bağlayan “Via Salaria” yani tuz yolu en önemlilerindendi. Vergiler derseniz onlar da tuz olarak alınıyordu. O Vakitler yolunuz Taghaza kentine düşse, evlerin bile tuz blokları olarak yapıldığını hayret ile görecektiniz. Evet, yanlış okumadınız, evlerden, ibadethanelere her yapı tuzdan yapılmıştı, zira kullanacakları başka bir materyal yoktu. Salzburg halen tuz şehri demek..

Biz zamanlar, sadece kral sofralarını süsleyen tuz, etrafı mücevherler ile kaplı tuz kaplarına konur, hatırlı konuklar için sofraya sunulurdu. Kraldan başkasının elinin o tuz kabına uzanması, aman efendim.. ne mümkün.. Cezası ağırdı…

Tuz ile ilgili her şeyin cezası ağırdı, binlerce insan tuz kaçırdığı için öldürüldü. Özellikle kadınlardan şüphelenilirdi tuz kaçakçılığı konusunda. Ve didik didik aranır, hiç düşünmeden cana kıyılırdı. Tuz kaçakçılığı dediysek öyle arabalarca demiyoruz elbette, üzerinizde sakladığınız belki 50 gr tuz için canınızdan olmanız çok olasıydı.

Napolyon’un askerleri yeterince tuz olmadığı için sefer sırasında hasta olmuş, tuz için şehirler kuşatılmış, tuz politikaları değiştiği için savaşlar çıkmıştı. Gandi’yi bilir misiniz, elbette bilirsiniz. İşte Gandinin meşhur pasif direnişi, haksız tuz politikalarını protesto etmek için eline alıp havaya uzattığı bir avuç tuz ile başlamıştı… Akarsularda, göllerde biriken tuz, Osmanlı’da devlet malı sayılırken, yeminler tuz üzerine edilmiş, ekmek ve tuz hakkı kutsal sayılmıştı. Şehzadeler kılıç kuşanırken tuz, su ve ekmek için and verilmiştir.

Eski Türklerde ve Türkçede tuz tat anlamına gelmekteydi aslında. Söze tat katmak değil, söze tuz katmak idi meselenin aslı… Kazadan kurtuldu mu tuz verilir, nazardan korunmak için başımızın üzerinde türlü dualar ile dolaştırılırdı.. . tuzla buz olmakdan, hayatın tadına tuzuna kadar türlü atasözleri kelime hazinemizi beslemişti… Çoktan bir gıda maddesi olmayı aşmış, vücudumuzun, gözyaşımızın bir parçası olan tuz, Kabe’nin inşasından Karakoyun’a nice efsanelerin sözlerin ve tarihin destansı bir parçasıdır… biz de yazalım da çorbada tuzumuz olsun dedik…

Contact Us

We're not around right now. But you can send us an email and we'll get back to you, asap.

OKUNMUYOR MU? METNI DEGISTIR captcha txt

ARAMAK ISTEDIGINIZ KELIMEYI YAZIN VE ENTER TUSUNA BASINIZ